kurada topun sıcaklığıyla heyecanın ters orantılı olduğu eşleşmelerdir. herkes birbirine "kesin çıkar" derken aslında kimse bir şey bilmiyordur, o torbadan çıkan toplar da zaten bunu kanıtlar niteliktedir. geçen sezon amatör takımı süper lig ekibiyle eşleştiren kura, bu kez de "yine mi bunlar" dedirten bir klişeyle karşımıza çıktı; sanki torbaların içine önceden senaryo yazılmış gibi.
işin aslı, bu turların cazibesi büyük takımların küçükleri deplasmanda ezmesinde değil, tam tersinde saklı. bir alt lig ekibinin kendi sahasında, çamurlu zeminde, tribünleri tıklım tıklım doldurup büyüğüne kök söktürmesi. işte kupanın gerçek tadı orada. ama gelin görün ki büyüklerin rotasyon kadrosuyla çıkıp "nasıl olsa yeneriz" rehaveti, o gün o küçük takımın tarihine geçecek bir skandalın ilk adımı oluyor çoğu zaman.
esasında eşleşmelerin belli olması demek, taraftar için bir haftalık bahane üretme döneminin başlaması demek. "işimiz var", "kolay geçeriz", "aman sakatlanmasın" üçgeninde geçen o bir hafta, kupanın kendisinden daha eğlenceli. sonra maç günü gelir, 90 dakika sonunda ya "güle oynaya" derler ya da "kupaya havlu attık" cümlesiyle teselli bulurlar. kısacası kupa, eşleşmelerin belli olduğu andan itibaren değil, top ilk kez orta noktaya konduğunda başlar; gerisi dedikodu.