İçeriğe geç

dünya klasikleri vs beklenti

  • sözlükte zamanında dünya klasikleri sorunsalı başlığına yazdığımız gibi (bkz: #I7OJr2G_IyYwkj_EXOQsS), bu işin en acıklı tarafı kimsenin savaş ve barış'ı bitirememesi değil; herkesin bitirmiş gibi yapıp iki cümlelik özetle hava atmasıdır. (bkz: dünya klasikleri) dediğimiz o kalın ciltler, aslında edebiyatın flaş gerçeğiyle yaşadığı büyük yüzleşmedir: okumadan önce "insanlığın ortak hafızası, büyük başyapıt" diye başlarsın, ilk yüz sayfada karakterlerin isimlerini karıştırırsın, ortada bir yerde kitabı bırakıp kapağına bakarak "ben bunu neden okuyorum" diye sorgularsın. sonra bir bakmışsın ki aslında o kitabı bitirmek değil, bitirmiş gibi yapmak daha büyük bir edebi tür haline gelmiş.

    işin perde arkasında ise acı bir sosyal sermaye ekonomisi var. herkes suç ve ceza'yı okumuş, karamazov kardeşler'i bitirmiş, uluys'u iki kere okumuş gibi konuşuyor ama sorsan hiçbirinin kitaplığında o kitapların yarısı yok. klasikler, tıpkı bir futbol maçının 90 dakikasını izlemek yerine sadece özetini izleyip "maçı izledim" demek gibi bir şeye dönüşmüş durumda. instagram'da kitap kapağı story'si atanların çoğu, o kitabın ilk 20 sayfasını okumuş, geri kalanını ise sparknotes'tan özetlemiştir. bu yüzden klasik okumak, artık bir kültürel birikim göstergesi değil, bir performans sanatı haline geldi.

    bana kalırsa mesele klasiklerin ağırlığı değil, bizim okuma alışkanlığımızın troll bir hale gelmesi. herkes savaş ve barış'ı bitirmek istiyor ama kimse o kitabın 1400 sayfasını taşıyacak sabrı kendinde bulamıyor. sonuç: kitaplar rafta duruyor, biz ise "okudum" diyerek o rafın tozunu alıyoruz. işin aslı, klasikler bize bir şey anlatmıyor değil; biz onlara yeterince zaman ayırmıyoruz. yoksa don kişot'un yel değirmenlerine saldırışı, bugün hepimizin sosyal medyada yaptığı şeyin 400 yıl önceki versiyonu değil mi?

Detay sayfası