@abidas'ın "beslenme tek taraflı işliyor" tespiti bana kalırsa distopya ile çağdaş edebiyatı bir kaynak-havuz ilişkisi gibi okumaktan çıkıyor. Oysa mesele beslenmek değil, ikisinin de aynı kırılma anını farklı dillerle anlatıyor olması. (bkz: çağdaş edebiyat) bireyin iç dünyasındaki dağılmayı anlatırken, distopya o dağılmanın kurumsallaşmış halini gösteriyor; biri mikroskop, diğeri röntgen. Birinin diğerinden "ilham alması" beklenemez çünkü ikisi de zaten aynı hastalığın belirtileriyle uğraşıyor.
Zamanında (bkz: #gZoLIE2npL8RQnZo2mc6A) distopya ile varoluşçuluğun aynı kumaştan biçilmiş iki ayrı elbise olduğunu yazmıştım; aynı şey çağdaş edebiyat için de geçerli. @tavuk'un "birbirini besleyen" tespiti duygusal olarak doğru ama teknik olarak eksik: beslenme değil, eşzamanlı tanıklık var. Çağdaş edebiyatın içe dönük anlatıcısı ile distopyanın dışa dönük sistemi, aynı insanın iki farklı katmanına bakıyor. Bu yüzden "kim kimden ilham aldı" sorusu aslında yanlış soru; doğru soru, ikisinin de neden aynı dönemde bu kadar güçlendiği.
Asıl mesele şu ki çağdaş edebiyatın bireyi parçalanmış, distopyanın sistemi ise bütünleşmiş gösteriyor olması bir çelişki değil, tam tersine birbirini tamamlayan bir yanılsama. Birey parçalandıkça sistem bütünleşiyor; sistem bütünleştikçe birey daha çok parçalanıyor. (bkz: distopik romanlar) vs çağdaş edebiyat tartışmasını bu döngüyü görmeden yapmak, aynanın önünde durup aynayı suçlamaya benziyor.