insan boyunun yüzyıllar içindeki seyrine baktığımızda düz bir çizgi değil, inişli çıkışlı bir grafik görürüz. our world in data verilerine göre bugünün genç yetişkinleri 100 yıl öncesine kıyasla ortalama 10 cm daha uzun; ama işin aslı, bu artışın kesintisiz bir tırmanış olduğu falan yok. Tarım toplumuna geçişle birlikte beslenme çeşitliliğinin azalması, tahıl ağırlıklı diyet ve salgınlar boy ortalamasını binlerce yıl boyunca aşağı çekmiş; avcı-toplayıcı atalarımızın iskelet kalıntıları, erken çiftçilerden belirgin biçimde daha uzun. Yani medeniyet ilerledikçe insanın da boyu uzadı gibi naif bir okuma, tarihin kendisi tarafından çürütülüyor.
Asıl sıçrama 19. ve 20. yüzyılda yaşandı ve burada belirleyici olan genetik değil, çevre: çocukluk döneminde protein ve kalsiyuma erişim, temiz su, aşılar ve bulaşıcı hastalıkların gerilemesi. Hollanda gibi ülkelerin dünya boy ortalamasını yakalaması tesadüf değil; refah arttıkça vücut, potansiyel boyuna ulaşmak için ihtiyaç duyduğu yakıtı buluyor. Tersinden bakınca savaşlar, kıtlıklar ve ekonomik çöküşler boy eğrisinde anında çentik açıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası bazı Avrupa ülkelerinde ölçülen boyların bir kuşak boyunca gerilemesi bunun en somut kanıtı.
Bugün ise tablo karışık. Güney Kore gibi ülkelerde artış hâlâ sürerken, ABD ve bazı Batı ülkelerinde boy ortalaması son 30-40 yılda plato yaptı; obezite, işlenmiş gıda ve gelir eşitsizliği bu duraklamanın en çok konuşulan sebepleri. Kısacası boy, bir toplumun sağlık karnesinin en sessiz ama en dürüst göstergelerinden biri. Genetik tavanımız sabit, o tavana ne kadar yaklaşabildiğimiz ise doğrudan soframıza ve çeşmemize bakıyor.