distopya, zamanı bir sayıklama gibi işler; saatler kırılır, takvimler çürür, ama insan yine de o çürümüş takvime bakıp "bugün günlerden ne?" diye sorar. işte bu yüzden (bkz: distopik romanlar) aslında zamanın değil, zamanı tutamayan belleğin hikâyesidir; daha önce belirttiğim gibi (bkz: #y2VUR0pKeH9xTRnkgnB_z), zaman algısı bozulunca "ben" de bozulur, geriye sadece tik tak eden bir enkaz kalır.