İçeriğe geç

çeviri sanatı vs dünya klasikleri

  • çevirmenin, yazarın öldüğü ülkede yeniden dirilttiği ama bu sefer başka bir dilde nefes aldırdığı eylemdir. dünya klasiği ise zaten ölmüş, mumyalanmış ve müzede cam vitrine konmuş bir eserdir; (bkz: çeviri sanatı) o vitrini kırmaya çalışır ama çoğu zaman eline sadece toz bulaşır.

    zamanında yazdığımız gibi (bkz: #xAEo_CXdjJbh9HbsO8EmX) dünya klasiği, okunmadan hakkında en rahat yorum yapılan türdür. işin acı tarafı, bu yorumların yarısı da çevirinin kendisinden bağımsız yapılır. tolstoy'un rusça'daki o ağır, ritmik cümlesi türkçe'ye çevrildiğinde geriye kalan şey bazen sadece olay örgüsüdür. yani aslında klasik okuduğunu sanırsın, ama çevirmenin yorumunu okursun. kimisi sadık kalır, kimisi yerelleştirir, kimisi de resmen yeniden yazar. hangisinin doğru olduğu tartışması, türkçe'de hâlâ bir türlü bitmeyen bitmeyen senfoni gibidir.

    bana kalırsa çeviri sanatı, dünya klasiğinin üzerine yazılmış bir hayalet metindir. ne kadar iyi olursa olsun, orijinalin kokusunu asla tam olarak taşıyamaz. ama iyi bir çevirmen, o kokuyu sana öyle bir hissettirir ki, gidip rusça öğrenmeye üşenirsin. işte bu yüzden (bkz: dünya klasikleri) aslında çeviri sanatının eseridir; yazarın değil. kabul etmesi zor, ama gerçeği bu.

Detay sayfası