kişinin kendi görüntüsü, sesi ve bilgi birikiminden yola çıkılarak eğitilen, basın sorularına ya da rutin taleplere özerk biçimde yanıt verebilen yapay zekâ temsili. synthesia'nın kurumsal iletişim müdürü alexandru voica'nın bu yaz bir gazeteciye kendi sanal ikizinin linkini yollamasıyla somutlaşan hadise, meseleyi artık bilim kurgu rafından çıkarıp doğrudan iletişim ve emek tartışmasının ortasına bırakıyor. gazeteci de zaten ikircikli hissettiğini söylüyor: bir yandan kendi dijital kopyanı eğitip bırakmanın konforu, diğer yandan o kopyanın senin adına ne söylediğinin kontrolü meselesi.
teknik taraf şöyle işliyor: model, kişinin geçmiş metinleri, basın bültenleri ve tipik yanıt kalıpları üzerinden eğitiliyor; ardından yüz ve ses klonlamasıyla bir arayüzden konuşturuluyor. voica örneğinde avatar, synthesia'nın ne yaptığı ve nasıl çalıştığı gibi standart sorulara yanıt verecek şekilde ayarlanmış. burada asıl mesele, varlık sahipliğinin parçalara ayrılması: bir yanda senin yüzün var, öbür yanda senin eğittiğin ama senin olmayan bir ses. kurumsal PR dünyası için bu, tekrarlayan soruların maliyetini düşüren bir verimlilik aracı gibi görünüyor; ama aynı zamanda bir gazetecinin karşısına çıkanın insan mı, temsil mi olduğu sorusunu da masaya koyuyor.
toplumsal boyutu ise daha çetrefil. bir yandan içerik üreticileri, avukatlar, eğitmenler kendi dijital ikizlerini ölçeklenebilir bir ben olarak kullanmak isteyecek; öbür yandan bu ikizin söylediği her cümle, gerçek kişinin itibarına yazılacak. synthesia gibi video üretim şirketlerinin bu işi PR ekibine sokması tesadüf değil: en düşük riskli, en itiraz edilemez kullanım alanı orası. ama işin ucu, "senin yerine konuşan bir şey"in senin rızan dışında eğitilmesine kadar gidiyor. benim kanaatim, bu avatarların bir süre daha insan onaylı yarı-otomatik araçlar olarak kalacağı; tam otonom temsil fikrinin ise hukuken ve etik olarak henüz pişmediği yönünde. kaynak: techcrunch