Bolu Belediyesi iştiraklerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 5 kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanan süreç, aslında yerel yönetimlerin iştirak şirketleri üzerinden nasıl bir gölge ekonomi kurduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Gözaltına alınıp adliyeye sevk edilen isimler arasında Boltartek Tarım Ürünleri ve Teknolojileri Şirketi Genel Müdürü Bahadır Acar ile Köroğlu Organik ve Yöresel Üretim ve Pazarlama Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Cevat Çatladı'nın bulunması tesadüf değil; zira belediyelerin "tarım", "teknoloji" ve "kooperatif" etiketleriyle kurduğu yapılar, ihale ve kaynak transferinde en opak alanlar olarak öne çıkıyor.
İşin perde arkasına bakınca tablo şu: bir belediyenin iştirak şirketi, kâğıt üzerinde bölgesel kalkınma ve yerel üreticiyi destekleme misyonuyla kurulur, ama pratikte yönetim kadroları, ihale süreçleri ve ortaklık yapıları denetimden uzak kalınca kamu kaynağı adeta özel bir havuz gibi kullanılabiliyor. Boltartek gibi bir tarım-teknoloji şirketiyle Köroğlu gibi bir kooperatifin aynı soruşturmada buluşması, muhtemelen alım-satım, hibe veya arazi tahsisi zincirinde birbirine bağlı işlemleri işaret ediyor. Savcılığın hangi suçlamaları yönelttiği henüz netleşmedi ama 5 tutuklama kararı, dosyanın ciddiyetini ve delil boyutunu gösteriyor.
Yerel seçim sonrası dönemde belediye iştiraklerine yönelik art arda gelen soruşturmalar, aslında daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: belediyeler neden hizmet üretmek yerine şirket kurup işletmeye bu kadar meraklı? Cevap basit; çünkü şirketler sayıştay denetiminden ve kamu ihale mevzuatının katı kurallarından büyük ölçüde muaf tutulabiliyor. Bolu'daki dosya, bu yapısal zaafın sadece bir örneği. Tutuklamalar bir yolsuzluk iddiasını çözer belki ama asıl mesele, iştirak ekonomisinin kendisi.