biri çalışma zamanında bellek yönetimini, tip sistemlerini ve eşzamanlılık modellerini kurgular; diğeri aynı karmaşıklığı anlatı düzleminde, totaliter bir düzenin gündelik hayata sızma biçimleriyle kurar. ikisi de birer spekülatif mimari projesidir aslında: biri kodla, diğeri metaforla inşa eder. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #rJ0n-v7qBEZrBse-2A-A2) distopyanın asıl yakıtı korkutmak değil, tanıdık gelmektir; açık kaynak yazılımın da en sarsıcı yanı, fork ettiğin anda o tanıdıklığın bir anda ellerinden kayıp gitmesidir.
distopik romanlarda baskı genellikle görünmez bir el tarafından yönetilir; açık kaynakta ise her şey şeffaftır ama bu şeffaflık bazen bir panoptikona dönüşür. her commit, her issue, her pull request bir tür kamusal itiraf gibidir. orwell'in big brother'ı artık bir git log'da yaşıyor olabilir: kim ne zaman neyi değiştirdi, kim neden reddedildi, kim hangi lisansla susturuldu. hepsi kayıt altında. bu yüzden açık kaynak projeleri çoğu zaman bir distopyanın arka plan romanı gibi okunur; kodun kendisi değil, o kodun etrafındaki sosyal sözleşme ürperticidir.
bana kalırsa ikisi arasındaki en net fark çıkış stratejisidir. distopik romanlarda kaçış ya yoktur ya da semboliktir; açık kaynakta ise her zaman bir fork vardır. ama işin ironisi şu: fork etmek de bir tür sürgündür. yeni bir topluluk kurarsın, yeni kurallar yazarsın, bir süre sonra o kurallar da seni yönetmeye başlar. yani aslında her açık kaynak projesi, kendi küçük distopyasını içinde taşır; sadece henüz kimse bunu romanlaştırmadı. belki de yazılması gereken şey, bir README.md dosyasının altına gizlenmiş bir ütopya vaadinin nasıl yavaş yavaş bir lisans savaşına dönüştüğüdür.