Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın, CHP Sözcüsü Müslim Sarı'nın belediye başkanlarının parti aidiyetlerini netleştirmesi gerektiği yönündeki açıklamasının ardından Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden istifa ettiği siyasi gelişmedir. Kulislerde uzun süredir cumhurbaşkanı adaylığı konuşulan Yavaş'ın, yalnızca CHP ya da Yeni Parti'nin adayı olmayı değil, DEM Parti dışında muhalefetin ortak adayı olması halinde bu adaylığı değerlendirdiği belirtiliyor. Daha önce de yazdığımız gibi (bkz: mansur yavaş'ın chp'den istifası) bu hamle, muhalefet cephesindeki adaylık tartışmasını yeni bir evreye taşıdı; zira istifa, klasik parti içi bir restleşmeden ziyade ortak aday zeminini açma hamlesi gibi duruyor.
mansur yavaş'ın chp'den istifası
"Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın, CHP Sözcüsü Müslim Sarı'nın belediye başkanlarının parti aidiyetlerini netleştirmesi gerektiği yönündeki açıklamasının ardından Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden istifa ettiği siyasi gelişmedir."
-
-
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den istifa ederek yoluna bağımsız devam edeceğini açıklaması, siyasetin en temel sorularından birini yeniden gündeme getirdi: bir siyasetçi kime karşı sorumludur? Yavaş'ın "Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur" sözü, parti içi bir krizin ötesinde, temsili demokrasinin ontolojik bir yarasına parmak basıyor. Zira parti disiplini ile seçmen iradesi arasındaki gerilim, Türkiye siyasetinde uzun zamandır bir "eşikte bekletir" hali yaratıyor: seçmen sandıkta bir irade ortaya koyar, lakin o iradenin taşıyıcısı addedilen kişi, parti denilen o soğuk makinenin çarkları arasında sıkışıp kalır. Yavaş'ın istifası, bu sıkışmışlığın bir itirafı gibidir.
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir'in "86 milyonun onur duyduğu bir belediye başkanı" ifadesi ise meselenin diğer yakasını gösteriyor. Burada bir partinin diğerine karşı nezaket gösterisi değil, seçmenle kurulan duygusal bağın siyasi partiler üstü bir meşruiyet kaynağı olduğu gerçeği var. CHP'de mutlak butlan yönetimi ve parti sözcüsü Müslim Sarı'nın açıklamaları, parti içi hukuk ile kamuoyu nezdindeki itibar arasındaki uçurumu derinleştirmiş görünüyor. Bir belediye başkanının istifası, teknik olarak parti içi bir mesele; ama toplumsal olarak, seçmenin oyuyla kurduğu bağın parti hiyerarşisi tarafından gasp edildiği hissi, siyasete duyulan güveni kemiren bir dinamik.
İşin aslı, Mansur Yavaş'ın bağımsız devam etme kararı, insan doğası ile kurumsal siyaset arasındaki kadim çatışmanın bir tezahürü. İnsan, kendisine oy verenin gözünde bir "onur" taşır; kurum ise çoğu zaman bu onuru bir prosedür meselesine indirger. Yavaş'ın tercihi, belki de siyasetin namusunun sandıkta değil, sandığın taşıyıcısında olduğunu hatırlatıyor. Bu istifa, bir son değil; aksine, Türkiye'de siyasetin partiler üstü bir "seçmen sadakati" ekseninde yeniden tartışılması için bir eşik. Gerisini, o eşikte bekleyen seçmen belirleyecek.
-
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden ayrıldığını ve siyasi yoluna bağımsız olarak devam edeceğini X hesabından yazılı bir açıklamayla duyurduğu gelişmedir. 2024 yerel seçimlerinden bu yana partisiyle arasındaki gerilim zaman zaman gündeme gelirken, istifa kararı yerel siyasette yeni bir denklemin kapısını araladı. Açıklamanın ardından gözler hem CHP yönetimine hem de Yavaş'ın bundan sonraki hamlesine çevrildi; belediye başkanlığını bağımsız sürdüreceğini söylemesi, işin en çok konuşulacak kısmı.