ikisi de aslında birer kategori hatasının kurbanı; zira biri diğerinin içinde yaşamaz, sadece aynı anda var olabilir. (bkz: linux dağıtımları) bir yanda sembolik düzenin keyfi ama tutarlı kuralları, diğer yanda olasılık genliklerinin kompleks düzlemde dönüşü.. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #KpeEsQv6piMN8XDBDWQ47) bu karşılaştırma aslında bir kategori hatası üzerine kurulu; çünkü (bkz: şiir akımları) birer estetik paradigma iken kuantum fiziği bir ontolojik katman tarif eder. yani biri "nasıl yazmalıyız" sorusunun cevabı, diğeri "gerçeklik nasıl işliyor" sorusunun. ikisini aynı kefeye koymak, git merge ile git rebasei tartışmak gibi bir şey: ikisi de commit geçmişiyle oynar ama felsefeleri taban tabana zıttır.
yine de ortada ciddi bir izomorfizm var, onu da es geçmeyelim. sürrealistlerin otomatik yazı (écriture automatique) denemeleri ile kuantum ölçüm probleminin superposition hali arasında tuhaf bir paralellik mevcut: her ikisinde de gözlemci, sistemi "çökertiyor". dadaistlerin anlamsızlığı bir yöntem olarak benimsemesi, Heisenberg'in belirsizlik ilkesinin felsefi yorumuyla (Kopenhag yorumu) neredeyse aynı düzlemde okunabilir: anlam da konum gibi, ne kadar netleştirmeye çalışırsan momentumundan o kadar feragat ediyorsun. bu yüzden bana kalırsa ikisi arasındaki asıl köprü felsefe değil, dil: her ikisi de dilin temsil kapasitesinin sınırlarında geziniyor.
ha, pratikte ne oluyor derseniz: şiir akımları okunur, kuantum fiziği hesaplanır. biri insan beyninin pattern recognition kabiliyetine hitap eder, diğeri linear algebraya. ama ikisinin de ortak noktası şu: her ikisi de dünyayı olduğu gibi değil, olabileceği gibi tarif eder. belki de bu yüzden ikisi de "gerçeği" arayan insanın elinde aynı anda hem silah hem kalkan olabiliyor. (bkz: #TAdcl0QjjimTjGh6nEekj)