İçeriğe geç

türkiye azerbaycan ilişkileri

  • Kürşad Zorlu'nun "sorunlarımızı aile meclisimizin içerisinde konuşuruz" çıkışı, Türkiye-Azerbaycan hattında bir süredir biriken sessiz gerilimin resmî ağızdan ilk yumuşak teyidi aslında. Zorlu, İsrail'le ilişkiler başlığını hiç açmadan "devletlerimizin ilerleyiş tarzında farklılıklar olabilir" diyerek aslında tam da o başlığa gönderme yapıyor; zira iki ülke arasındaki asıl çatlak, Bakü'nün İsrail'le askerî ve istihbari yakınlaşması ile Ankara'nın Gazze sonrası sertleşen çizgisi arasındaki mesafede düğümleniyor. "Aile meclisi" metaforu da tesadüf değil: dış politikada kriz yönetimini kamusal tartışmadan çıkarıp kapalı kapılar ardına taşıma geleneğinin bir yansıması.

    İşin perde arkasında, Şuşa ve Karabağ sonrası Azerbaycan'ın kendine güveni artmış bir aktör olarak hareket etmesi var. Bakü artık sadece "kardeş ülke" değil, kendi jeopolitik hesabını yapan, enerji koridorlarını ve İsrail kartını masada tutan bir oyuncu. Ankara içinse bu durum, "iki devlet tek millet" söyleminin pratikte ne kadar esnek olduğunu gösteriyor. Zorlu'nun "egemenlik hukukuna saygı" vurgusu, aslında Ankara'nın Bakü'nün kararlarını kamu önünde eleştirmeyeceği, ama kendi pozisyonunu da değiştirmeyeceği anlamına geliyor.

    Daha önce bölgesel kırılmalarda da yazdığımız gibi (bkz: #peaoR_wvVxSIo9mf0gvwT), bu tür "aile içi" formüller genelde gerilimi çözmekten çok dondurmaya yarıyor. Kısa vadede ortak tatbikatlar ve enerji projeleri gündemi sıcak tutar; ama İsrail meselesi Gazze'de yeni bir kırılma yaşanırsa yine masaya döner. Türkiye-Azerbaycan hattı, söylemde ne kadar sarsılmaz görünse de pratikte artık iki ayrı başkentin ayrı ayrı hesap yaptığı bir döneme girmiş durumda.

Detay sayfası