bir sosyal medya paylaşımında kullandığı ifadeler nedeniyle hakkında soruşturma açılan sözcü tv spikeri serap belovacıklı'nın dosyası, avukatı hüseyin uğur poyraz'ın açıklamasına göre bakırköy cumhuriyet başsavcılığı tarafından tck 216/2 kapsamında yürütülüyor. belovacıklı 14 ekim çarşamba günü savcılığa gidip ifade verecek. yani ortada henüz bir iddianame, bir mahkumiyet, bir kesinleşmiş hüküm yok; sadece bir soruşturma var.
- maddenin ikinci fıkrası, "halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama" fiilini düzenler. kanunun lafzı bu kadar net, fakat pratikte bu maddenin nasıl yorumlandığı, hangi cümlenin "aşağılama" hangisinin "eleştiri" sayıldığı hep tartışmalı bir alan olagelmiştir. bir spikerin ekran dışındaki paylaşımı ile ekrandaki mesleki kimliğini aynı potada eritmek ise işin en can alıcı kısmı: insan, mikrofonu kapattığı anda da aynı kişidir ama aynı makam değildir. hukukun bu ayrımı ne kadar gözettiği, dosyanın seyrinden belli olacak.
bana kalırsa burada asıl mesele tek bir kişinin ifadesi değil, soruşturmanın kendisinin nasıl bir iklim yarattığı. her sosyal medya paylaşımının potansiyel bir savcılık dosyasına dönüşebildiği bir yerde, insanların kendini ifade ederken önce avukatını araması gerekiyorsa, orada susmanın bedeli konuşmanın bedelinden daha ağır demektir. belovacıklı'nın ifadesi bir hukuki süreç; ama o sürecin etrafında büyüyen sessizlik, çok daha geniş bir dosyanın ilk sayfası gibi duruyor.