nathan fielder'ın elizabeth holmes ile yaptığı belgeselin adı. techcrunch'ın haberine göre fielder, holmes'a "ben iş dünyası dolandırıcılığı hakkında bir tv programı yaptım, sen de iş dünyası dolandırıcılığı yüzünden başın derde girdi, bu biraz garip değil mi?" diye soruyor. yani bir yanda thermos'un kan testi teknolojisi üzerinden milyarlarca dolar toplayan, sonra da "aslında cihaz çalışmıyor" gerçeğiyle yüzleşen bir girişimci; diğer yanda nathan for you ve the rehearsal ile gerçeklik ve samimiyet kavramlarını didik didik eden bir komedyen. ikisinin aynı sahnede buluşması, tam olarak "sahtelik" üzerine kurulu bir performans sanatı gibi.
olayın teknik ve toplumsal boyutu şurada: holmes, silikon vadisi'nin fake it till you make it kültürünün en meşhur örneği. thermos, parmak ucundan alınan birkaç damla kanla yüzlerce test yapabildiğini iddia ediyordu; gerçekte ise cihazlar başka firmaların makinalarıyla çalışıyor, sonuçlar güvenilmezdi. fielder ise kariyeri boyunca "gerçek insanlar" ile "gerçek olmayan durumlar" arasındaki çizgiyi test etti. belgesel, bu iki farklı sahtelik türünü yan yana koyarak aslında bir soru soruyor: biri para için yalan söylerken diğeri sanat için mi yalan söylüyor? techcrunch'ın "çarpışan personas" dediği şey tam olarak bu.
bana kalırsa bu belgesel, holmes'un yeniden markalaşma çabasının bir parçası. hapisten çıktıktan sonra kamera karşısına geçip "aslında ben de kurbanım" anlatısını satmak, silikon vadisi'nin en bilinen refleksi. fielder'ın ironik mesafesi ise seyirciye şunu fısıldıyor: samimiyet artık bir performans türü, samimi görünmek de bir tür ürün. belgeselin adı you can see everything bile başlı başına bir tezat; çünkü her şeyi gördüğünü sandığın anda, en çok kandırıldığın yerdesindir.