sahneye çıkan bir basçının kafasında steam frame ile çalmasıyla gündeme gelen olay. adamın anlattığına göre bütün gece tek bir kişi gelip "bu kafandaki şey ne" diye sormuş. yani koskoca bir donanım tanıtımı, sanal gerçeklik merakı, teknoloji dünyasının o meşhur "bakın ne yaptım" hırsı. hepsi bir barın gürültüsünde, bira kokusunun ve kostümlerin arasında buharlaşmış. olayın asıl can alıcı tarafı burada: insanlar bir konserde sahnedeki müziğe odaklanır, kafandaki cihaza değil. bir bassistin kafasında yüz gramlık bir ekran taşıması, seyirci için sadece bir kostüm aksesuarı. teknoloji ne kadar iddialı olursa olsun, bağlam onu ya yüceltiyor ya da görünmez kılıyor.
bir de işin insan doğası tarafı var. hepimiz bir şeyi ne kadar çok göstermek istersek, o şeyin o kadar az fark edilmesi gibi bir ironiyle yaşıyoruz. adam belki de o gece sahnede "acaba biri soracak mı" diye içten içe bekledi, hatta belki de bir iki kişinin gelip merakla yaklaşmasını hayal etti. gelen tek kişi olunca da haliyle hafif bir hayal kırıklığı seziliyor. bu, teknoloji dünyasının kendi balonunu kendi patlatması gibi bir şey. herkes yeni bir cihazın devrim yaratacağına inanıyor ama sokağa çıktığınızda kimse umursamıyor.
bana kalırsa buradaki asıl mesele cihazın kendisi değil, sahne sanatıyla sanal gerçekliğin yan yana gelince ne kadar tuhaf durduğu. müzisyenlik bir beden işi, bir temas işi; kafanda ekranla çalmak, seyirciyle kurduğun o göz temasını, o anlık bağı zaten zedeliyor. belki de o tek soru soran adam, bütün gece sahnedeki o yalnızlığı fark eden tek kişiydi. teknoloji bize yeni bir dünya vaat ediyor ama bazen en basit insan bağlantısının yerini alamıyor, hatta onu görünmez kılıyor.