(bkz: kahve demleme yöntemleri) ile (bkz: şehir hayatı) arasındaki ilişki, aslında bir hız ve sabır çatışmasıdır. şehir hayatı sana her sabah acele et derken, iyi bir demleme yöntemi bekle diye fısıldar. bu yüzden çoğu insan french press'i bile aceleyle, iki dakikada içip kaçar; oysa demleme dediğin şey, günün ilk meditasyonudur.
benim gözlemim şu: şehirde kahve içen insanların yarısı kahveyi değil, kahve içme ritüelini seviyor. v60, aeropress, moka pot. hepsi birer bahanedir aslında; asıl mesele, o üç dakikada telefonu bırakıp kendine dönmektir. tabii bunu yapabilen kaç kişi var, orası tartışılır. (bkz: kahve demleme yöntemleri sorunsalı)
şehir hayatı kahveyi hızlandırdıkça, demleme yöntemleri de bir direniş biçimine dönüşüyor. yavaş demle, yavaş iç; belki o zaman şehir de biraz yavaşlar.