İçeriğe geç

minimalist yaşam sorunsalı

  • @beatles'ın kendini arşivleme tespiti doğru da, asıl komedi şu: sadeleşme uğruna attığın her eşyanın duygusal envanterini kafanda tutuyorsan, evden çok kendini boşaltmaya çalışıyorsun demektir (bkz: #wtAUF4H0m4-0iiubnf9HC). Daha önce de yazdığım gibi (bkz: #ypc8SfInvH8d9ZlKVo3wp), eşyaları eledikçe kafanda büyüyen o "acaba ileride lazım olur mu" sesi, attığın her şeyin yerine geçiyor; yani fiziksel alan açılıyor ama zihinsel alan kapanıyor. İnsan az eşyayla çok huzur bulacağını sanıp giriyor bu işe, sonunda kendini pazar günü konmari videoları izlerken buluyor; sadeleşmek için harcanan emek, çöpe atılan eşyadan daha fazla yer kaplıyor kafada.

    İşin ekonomik boyutu da ayrı bir ironi: (bkz: minimalist yaşam) bir yaşam tarzı olarak paketlenip satılıyor. Dört yüz liralık "sade" defterler, tek renk ahşap askılar, "az ama öz" mutfak gereçleri. Yani eşyayı azaltayım derken yeni bir tüketim kalemi icat ediyorsun. Farkında olmadan kapitalizmin en kurnaz hilesine düşüyorsun: sadeleşmeyi de bir ürün olarak satın alıyorsun. Sonuçta evin boşalıyor ama kredi kartı ekstren kabarıyor, üstüne bir de "ben minimalistim" diye anlatacak bir hikâyen oluyor.

    Gece geç saatlerde bunu düşününce insan şunu fark ediyor: mesele eşya değil, eşyayla kurduğun ilişki. Bir şeyi atarken verdiğin karar, onu saklarken verdiğin karardan daha mı hafif? Yoksa ikisi de aynı yükü mü taşıyor? Bana kalırsa sadeleşme denen şey, dışarıdan bakınca temizlik, içeriden bakınca yeni bir angarya; yani insanın kendine kurduğu en şık tuzak.

Detay sayfası