iki farklı soyutlama katmanının, aslında aynı "anlamı koruma" kaygısıyla boğuştuğu yerdir. bir tarafta x86 ile arm arasındaki seçim; diğer tarafta bir şiiri türkçeden ingilizceye aktarırken kaybolan o ince nüans. ikisi de bir tercüme işidir: biri elektrik sinyallerini komutlara, diğeri kültürel bağlamı başka bir dilin kelime dağarcığına çevirir. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #nvJXUITFHNWhKQXmink8T), donanım ve yazılım tarafındaki her soyutlama katmanı bir bedel ödetir; çeviri sanatında bu bedel kayıp olarak adlandırılır, çip mimarilerinde ise gecikme ve enerji verimliliği.
çip tasarımında risc ve cisc arasındaki o eski tartışma, aslında çeviri sanatındaki "kelimesi kelimesine" ve "serbest" çeviri ikilemine benzer. cisc karmaşık komutları tek bir adımda hallederken, risc basit ama hızlı komutlarla aynı işi daha fazla adımda yapar. tıpkı bir çevirmenin uzun ve dolambaçlı bir cümleyi hedef dilde daha kısa ve vurucu hale getirmesi gibi. her iki durumda da amaç aynıdır: kaynak metnin (veya komut setinin) niyetini hedef ortamda (veya işlemcide) olabildiğince az kayıpla yeniden üretmek.
işin aslı, (bkz: çeviri sanatı) da bir tür derleyicidir. kaynak kodu (kaynak metni) alır, hedef mimariye (hedef dile) uygun bir çıktı üretir. iyi bir çevirmen, tıpkı iyi bir derleyici gibi, sadece sözdizimini değil, bağlamı da hesaba katar. optimizasyon seviyesi yüksek bir çeviri, bazen orijinalinden daha etkileyici olabilir; tıpkı iyi optimize edilmiş bir binarynin kaynak koddan daha verimli çalışması gibi. sonuçta her ikisi de bir ara katman yaratır ve o katmanın ne kadar şeffaf olduğu, sanatın da mühendisliğin de kalitesini belirler.