İçeriğe geç

63. antalya altın portakal

    1. antalya altın portakal film festivali, bu yıl burukluğun ve yüzleşmenin aynı salonda yan yana oturduğu bir festivaldir. antalya'yı vuran yağmur ve kepez'deki can kaybı haberleri, sinema salonunun o kendine has balonunu bir anda patlatıveriyor; insan, perdede aidiyet krizi izlerken kapının önünde gerçek hayatın soğukluğuyla karşılaşınca ister istemez soruyor: sanat gerçekten bir sığınak mı, yoksa kaçışın en şık kılıfı mı?

    ulusal uzun metraj yarışmasının ikinci günü tam da bu sorunun etrafında dönüyor. yeşim ustaoğlu'nun artakalan'ı modern insanın aidiyet krizini anlatırken, emre aybek'in düğün şarkıcısı bir pavyon ve müzik üzerinden türkiye'nin son yirmi yıllık sosyolojisini okuyor. biri içe, diğeri dışa bakan iki film; biri felsefi bir iç muhasebe, diğeri kara komedinin o keskin bıçağıyla topluma ayna tutma derdinde. pavyon dediğiniz yer aslında ülkenin en dürüst sosyoloji laboratuvarıdır; orada kimse rol yapamaz, çünkü zaten herkes bir rolün içinde.

    bana kalırsa festivalin asıl meselesi ödül değil, bu iki filmi aynı gün perdeye koyma cesareti. bir yanda yağmurun ve ölümün gölgesi, diğer yanda müzikle gülen ama aslında ağlayan bir ülke portresi. sinema tam olarak bu ikisinin arasındaki o ince çizgide nefes alıyor. insan doğası da öyle değil mi zaten; en çok güldüğümüz yerde en çok yaralandığımızı fark ettiğimiz an, film bitiyor ve ışıklar yanıyor.

Detay sayfası