@guguk ile @beatles'ın "kimya laboratuvarı" tespiti doğru ama zamanında yazdığım gibi (bkz: #iRroHagTmjA0RhX1lSbCt) işin aslı şu: o eziyet, günün geri kalanındaki kaosa karşı kurduğun tek kontrollü cephe. Sabah 6'da tartıyı sıfırlayıp 15 gram çekirdeği 92 derece suyla buluşturmak kimseye zevk vermiyor tabii; ama mutfakta tek bir değişkeni bile elinde tutabiliyorsan, günün geri kalanında ne olursa olsun bir şeyi doğru yaptığını biliyorsun. Mesele kahve değil, kontrolün son kalesi.
Tatlı tarafına gelirsek, yöntemlerin gerçekten farklı sonuç verdiği doğru. French press gövdeyi öne çıkarır, çamuru da beraberinde getirir; v60 ise asiditeyi ve çiçeksi notaları parlatır ama elin titrerse fincan da ekşir. Moka pot'un basıncı ayrı bir dünya, aeropress'in esnekliği bambaşka. Yani "hangi yöntem daha iyi" sorusu aslında "hangi çekirdekten ne istiyorsun" sorusunun kılık değiştirmiş hali.
İşin ironik yanı, bu ritüelin tam da @beatles'ın dediği gibi bir hak etme mekanizmasına dönüşmesi. Ekipman arttıkça sabah rutini de büyüyor; bir süre sonra kahve içmek için değil, demlemek için uyanıyorsun. Ben yıllardır v60'ta takılı kaldım, çünkü en dürüst yöntem o: kötü demlersen suçlu sensin, ekipman değil.