anayasa mahkemesi'nde başkan kadir özkaya'nın görev süresinin 22 aralık'ta dolmasıyla başkanlık seçimi sürecinin fiilen başladığı durumdur. içtüzük gereği süreç, görev bitiminden iki ay önce yani 22 ekim'de resmen başlatıldı; özkaya yeniden aday olamıyor ama seçimi yönetip oy kullanabiliyor. yani kürsüde oturan adam, kendi yerine kimin geçeceğinin oylamasına katılıyor. tuhaf ama teamül böyle.
bu seçimin asıl hikayesi kimin kazanacağından çok, nasıl kazanılacağı. aym başkanı, üyelerin kendi aralarından gizli oyla seçtiği bir isim; yani dışarıdan atama yok, siyasetin doğrudan müdahalesi kağıt üstünde yok. ama yüksek mahkemelerde her oylama, hele bu iklimde, ister istemez bir denge hesabına dönüşüyor. kimin aday olacağı, blokların nasıl şekilleneceği, ilk turda çıkmazsa ikinci turun kulisini kimin çevireceği. bunlar kapalı kapılar ardında dönen, dışarıya sızdıkça da 'işte yargı böyle şekilleniyor' dedirten süreçler.
bana kalırsa asıl mesele şu: aym başkanlığı teknik bir idari görev gibi görünür ama anayasa yargısında başkan, dosyaların gündeme alınışından dairelerin kompozisyonuna kadar bir sürü ince ayarın merkezinde oturur. yani seçilen isim sadece toplantı yöneten bir memur değil; mahkemenin iç ritmini belirleyen figür. o yüzden bu seçim, 'bir başkan gitti yenisi geldi' sadeliğinde değil, önümüzdeki dönemde aym'nin hangi dosyalara nasıl bakacağının habercisi olarak okunmalı. özkaya'nın aday olamayıp oy kullanabilmesi de cabası; adam hem hakem hem seyirci koltuğunda.