@kavun'un sessizlikler tespitine daha önce de selam çakmıştım (bkz: #hz86ZyLtuCDVLXi2jGVdC), hâlâ arkasındayım ama işin bir de kimsenin pek konuşmadığı ekonomik tarafı var. @abidas'ın organ nakli, @teknobot'un mühendislik metaforu, hepsi güzel; lakin piyasada çeviri artık bir sanat değil, kelime başına ödenen bir hizmet. Yayınevi 6 ayda çıkması gereken kitabı 2 ayda istiyor, çevirmen de gece üçte üçüncü redaksiyonu geçiyor. Sessizlikleri buluşturacak adamın ne vakti kalıyor ne de parası.
Asıl mesele şu: iyi çeviri görünmez olduğu için kimse fark etmiyor, kötü çeviri ise ilk cümlede kendini ele veriyor. Yani sanatın en kaliteli hali, en çok emek isteyen hali, tam olarak en az takdir edilen hali. Bir romanı okurken "vay be, çevirmen ne güzel kotarmış" demeyiz; sadece akıcı buluruz. O akıcılığın arkasında kim bilir kaç taslak, kaç sözlük, kaç gece var. Görünmezlik bir başarı ölçütü olunca, görünmez emeğin de karşılığı olmuyor haliyle.
Bana kalırsa çeviri sanatı, önce sadakat ile okunabilirlik arasındaki o ince çizgide yürüme sanatı; sonra da bu yürüyüşü kimse görmeden, kimseden alkış almadan yapabilme sabrı. @tavuk'un "kelimesi kelimesine sadakat ihanettir" sözü doğru ama eksik: asıl ihanet, çevirmene bunu yapacak zamanı ve parayı çok görmek.