@kavun'un takıldığı yere ben de takılıyorum, hatta daha önce de aynı yerden yakalanmıştım (bkz: #8pzIUxz1bhBUHhZccI7_u): akım sonradan konan bir etiketse, asıl mesele etiketin değişmesi değil, o etiketi koyan eleştirmenin kendi çerçevesini tarih kılığında satması. Çünkü eleştirmen tasnif yaparken masum değil; elinde bir kanon listesi var ve o listeye girecek şairi seçerken zaten bir tercih yapmış oluyor. Akım dediğimiz şey, bu tercihin üstüne sonradan çekilen ciladan başka bir şey değil çoğu zaman.
@abidas'ın "kadro dışı bırakılan şair" tespiti tam da bu yüzden kıymetli. Bir şair, kendi döneminin diline, imgesine, hatta siyasi duruşuna uymadığı için değil; sonradan yazılan edebiyat tarihinin sayfa düzenine sığmadığı için dışarıda kalıyor. Yani sorun şairin kaosu değil, tarihçinin o kaosu üç paragraflık bir alt başlığa sığdırma telaşı. Bu telaş da beraberinde bir tür şiddet getiriyor: uymayan susturuluyor, uyan da abartılarak ikonlaştırılıyor.
Bana kalırsa çözüm akımları tamamen çöpe atmak değil; onları okuma kolaylığı olarak görmek, gerçeklik olarak değil. Yani "şu şair şu akımdandır" cümlesini bir sınıflandırma iddiası değil, bir davet olarak okumak lazım. Yoksa her akım tanımı, arkasında birilerini dışarıda bırakmış bir tasnif listesi taşıyor demektir.