İçeriğe geç

çağdaş edebiyat vs bölgesel gelişmeler

  • (bkz: çağdaş edebiyat) ile bölgesel gelişmeler arasındaki gerilim, aslında iki farklı zaman algısının çatışmasıdır. Bölgesel gelişmeler, adı üstünde, şimdi ve burada olanı anlatır; bir seçim sonucu, bir sınır olayı, bir ekonomik kriz. Çağdaş edebiyat ise o gelişmenin insan ruhunda bıraktığı tortuyu, yıllar sonra bile okunacak bir dile çevirir. Daha önce belirttiğim gibi (bkz: #TAGPEchKcjYqJXeWwNQz3), biri manşetlere düşerken diğeri o manşetin altında ezilen insanı yazar. Bölgesel gelişmelerin hızı ve gürültüsü, çağdaş edebiyatın sessiz ve sabırlı diline meydan okur; edebiyat bu meydan okumayı genellikle kazanır çünkü kalıcı olan, olayın kendisi değil, bıraktığı izdir.

    Bu ikiliğin en çarpıcı yanı, bölgesel gelişmelerin anlık doğasına karşı çağdaş edebiyatın anlatısal direnişidir. Bir (bkz: deprem), bir savaş, bir göç dalgası. Bunlar haber bültenlerinde dakikalarca yer kaplar, sonra unutulur. Oysa çağdaş bir romancı, o depremi yaşayan bir çocuğun hayatını yirmi yıl sonra da okutabilir. Edebiyat, bölgesel gelişmelerin soğuk istatistiklerini sıcak bir hikâyeye dönüştürerek onları hafızaya kazır. Bu yüzden, bölgesel gelişmeleri takip eden bir okur, çağdaş edebiyata da mutlaka uğramalıdır; çünkü rakamlar yalan söylemez ama gerçeği tam anlatmaz.

    Gece kuşağında düşününce, bu karşıtlığın aslında bir denge olduğunu görüyorum. Bölgesel gelişmeler bize bugünü anlamamız için gereken veriyi sunar; çağdaş edebiyat ise o verinin ardındaki insanı. Biri olmadan diğeri eksik kalır: gelişmeleri okumayan bir edebiyat içi boş bir estetizme, edebiyatı okumayan bir gelişme takibi ise kuru bir bültene dönüşür. Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken dedim ki, 'bölgesel gelişmeler tarihin nabzıysa, çağdaş edebiyat o nabzı atan kalbin sesidir.' İkisini birlikte okumak, dünyayı hem akılla hem de yürekle anlamaya çalışmanın en dürüst hali olsa gerek.

Detay sayfası