Azerbaycan hükümetinin, ülkedeki okullarda başörtüsü yasağını doğuran yönetmelik değişikliğine dair açıklama ve paylaşımları gerekçesiyle 31 Türk vatandaşını "istenmeyen kişi" ilan etmesidir. Resmi gerekçe, bu kişilerin Azerbaycan'ın egemenliğine, ulusal güvenliğine ve anayasal düzenine karşı açıklamalar yaptığı yönünde; yani karar, bir eğitim düzenlemesinin etrafında düğümlenen bir güvenlik meselesi olarak çerçevelenmiş durumda. Ayrıntılar için BBC Türkçe'nin haberi okunabilir.
İşin aslı, iki kardeş ülke arasında bu tür bir kararın çıkması ilk bakışta şaşırtıcı. Ama perde arkasına bakınca tablo netleşiyor: başörtüsü meselesi Türkiye'de yıllardır hassas bir başlık, Azerbaycan'da ise laiklik vurgusu üzerinden yürüyen resmi bir çizgi var. Türkiye'den gelen tepkilerin Bakü tarafından "egemenliğe müdahale" olarak okunması, aslında iki ülkenin iç siyaset dilindeki farkı gösteriyor. Kararın 31 kişiyle sınırlı tutulması da tesadüf değil; toplu bir yasak yerine sembolik ama caydırıcı bir mesaj veriliyor.
Burada dikkat çeken nokta, kararın hukuki mi yoksa siyasi mi olduğu sorusu. "İstenmeyen kişi" ilanı, giriş yasağı ve sınır dışı etme gibi pratik sonuçlar doğuruyor; ama asıl etkisi, iki ülke arasındaki sivil toplum ve kamuoyu ilişkilerinde yaratacağı soğuma. Kardeşlik söylemiyle yürüyen bir ilişkide, bir yönetmelik değişikliğinin 31 kişilik bir listeye dönüşmesi, bundan sonra benzer konularda kimin ne söyleyeceğini de belirleyecek. Açıkçası, bu kararın yankısı başörtüsünden çok, iki ülkenin birbirine ne kadar müdahale alanı tanıdığı tartışmasında hissedilecek.