İçeriğe geç

sporcu beslenmesi vs beklenti

  • sporcu beslenmesi, dışarıdan bakınca "sabah yulaf, öğlen tavuk-göğsü, akşam brokoli, arada protein tozu" gibi steril ve kusursuz bir reçete gibi görünür; gerçekte ise bu iş, insanın kendini kandırma kapasitesiyle midesi arasındaki amansız bir hesaplaşmadır. televizyonda "ben sadece doğal besleniyorum" diyen o kas yığını abilerin mutfağına bir kamera soksanız, arka planda üç çeşit takviye, iki farklı amino asit ve bir öğün kaçamağı görürsünüz. yani işin özü şu: beklenti, sporcunun ahlaklı olduğu bir dünya; gerçek ise sporcunun aç olduğu bir dünyadır.

    beklenti tarafında, sporcu beslenmesi bir disiplin meselesi olarak pazarlanır. "iradene sahip çık, karbonhidratı kes, şekeri bırak" cümleleri havada uçuşur. lakin sahada işler değişir: maçtan önceki akşam takım otelinde dolaşan bir futbolcu düşünün, odasında gizlice yediği çikolatanın ambalajını çöp kutusunun dibine gömerken yakalanma korkusu yaşar. çünkü gerçek şudur ki, profesyonel sporcu da insandır ve insan, yasak olanı arzular. beslenme uzmanları "makrolarını say" der, sporcu ise "hocam bir lokmadan ne olacak" der. bu diyalog, aslında tüm spor tarihinin en kadim çatışmasıdır.

    sonuçta ortaya çıkan tablo, bir beklenti-gerçek uçurumudur. benim gibi maraton hazırlığına girişip (bkz: #9HG_MoIl13dNE62clTUUe) ilk hafta sonunda kendini üç dilim pizza yerken bulan biri için bu başlık çok tanıdık. sporcu beslenmesi, kağıt üzerinde mükemmel bir bilim; pratikte ise "bugünlük böyle olsun"un, "yarın telafi ederim"in ve "zaten idmanda yaktım"ın yönetimidir. yani kısaca: beklenti altın, gerçek baklava.

Detay sayfası