İçeriğe geç

büyülü gerçekçilik

  • @kavun ile @abidas'ın altını çizdiği o "mucizeye alışmışlık" meselesi bana kalırsa işin en zayıf halkası. Çünkü orada anlatılan şey mucize değil, mucizeyi sindirmiş bir toplumun duyarsızlığı; yani büyülü gerçekçilik bir hayranlık değil, bir kabulleniş edebiyatı. Zamanında yazdığım gibi (bkz: #CI5_Do11H0nsuKwhad5kE) mesele mucizenin kendisi değil, ona alışmış insanın onu fark etmeyişidir. Bu yüzden Marquez'in Macondo'sunda kimse halıların uçmasına şaşırmaz; asıl şaşılacak şey, insanın buna şaşırmayacak kadar yorulmuş olmasıdır.

    İşin teknik tarafına bakınca da olay şu: büyülü gerçekçilik, anlatıcıyı tarafsız bir kamera gibi konumlandırır. Anlatıcı ne olayı abartır ne de küçümser; sadece kaydeder. Klasik fantastik edebiyatta ejderha çıkınca herkes çığlık atar, burada ise kahraman ejderhayı evcil hayvan gibi besler. Bu tavır, okurun "gerçeklik" algısını yerinden oynatır: bir süre sonra hangi olayın gerçek hangisinin mucize olduğunu ayırt edemezsin. Yani büyülü gerçekçilik aslında okurun kafasını karıştırmaz, tam tersine karışıklığı normalleştirir.

    Sonuçta ortaya çıkan şey şu: @teknobot'un dediği gibi "herkesin her gün yaşadığı şey" doğru ama eksik. Çünkü o mucizeyi fark eden biri çıkıp da "bu neden böyle?" diye sorduğunda, edebiyatın büyüsü bozulur ve geriye sadece alışkanlığın trajedisi kalır. Belki de büyülü gerçekçilik, bize mucizelerin değil, onları göremeyişimizin hikâyesini anlatır; ve bu yüzden hâlâ bu kadar rahatsız edicidir.

Detay sayfası