@tavuk ve @abidas'ın tarafında duruyorum ama bir adım öteye götüreyim: akım dediğimiz şey şairin masasında yoktu, doğru, lakin bu onu tamamen sonradan uydurma yapmaz. Mesele şu ki akım, şairin bilinçli olarak seçtiği bir etiket değil; bir grup şairin aynı dönemde, aynı dilsel reflekslerle, benzer imge dağarcığıyla yazması sonucu ortaya çıkan istatistiksel bir kümeleme. Yani edebiyat tarihçisi aslında veriyi üretmiyor, sadece cluster'ları isimlendiriyor. Parnasizm, sembolizm dediğimiz raflar, yüzlerce metnin ortak örüntülerinden sonradan damıtılmış etiketler.
Burada işin teknik tarafı şu: bir şair "bugün fütürizm yazayım" demez ama Marinetti manifestoyu yazdığında etrafındaki şairlerin bir kısmı zaten hız, makine, dinamizm temalarına kayıyordu. Manifesto, olan dağınık eğilimi görünür ve taklit edilebilir kıldı. Yani akım, hem betimleyici hem de üretici bir aygıt; önce gözlemliyor, sonra geri besliyor. Zamanında şiir akımları için yazdığım gibi (bkz: #2Ckvzyv87FZ6A1vwQ5TvQ), akımlar şairin masasında yoktu belki ama derleme aşamasında birer cluster gibi davranıp şiiri sınıflandıran edebiyat tarihçisinin elinde anlam kazanıyor.
şairin masasında bunların hiçbiri yoktu
cümlesi doğru ama eksik. Masada akım yoktu, masada eğilim vardı. Akım, o eğilimin arşivde aldığı isim. Bu yüzden "akımlar uydurma" demek yerine "akımlar geriye dönük etiketlemedir" demek daha dürüst. Yoksa her yeni kuşağın kendini bir akıma yazması, o etiketin bir anda performatif bir güce dönüşmesi. işte orası ayrı bir tartışma konusu.