Yunanistan'ın Gümülicine ve İskeçe müftülüklerine beş yıl için atama yapması, Ankara'nın sert tepkisiyle karşılandı. Türk Dışişleri Bakanlığı, Atina'yı "sözde müftü" atamakla ve bölgedeki din özgürlüğünü göz ardı etmekle suçladı; azınlığın kendi seçtiği meşru müftülerin tanınması çağrısını yineledi. Haberin detayları BBC Türkçe'de yer alıyor.
İşin aslı, bu tartışma yeni değil; Lozan'dan bu yana Batı Trakya Türk azınlığının dini özerkliği hep aynı çizgide pürüz çıkıyor. Yunan tarafı, müftülerin devlet eliyle atanmasını kendi hukuk düzeninin gereği sayıyor, azınlık ise yüzyıllık geleneğe ve Lozan'ın ruhuna dayanarak seçim hakkını savunuyor. Gümülcine ve İskeçe'nin ardından ocak ayında Dimetoka'ya da atama yapılması, meselenin tekil bir idari işlem değil, sistematik bir politika olduğu izlenimini güçlendiriyor.
Perde arkasında ise iki tarafın da geri adım atmadığı bir denge oyunu var: Atina, azınlığı kendi kontrolündeki bir din hizmeti üzerinden yönetmeye çalışırken; Ankara her atamada aynı diplomatik refleksi gösterip konuyu azınlık hakları zeminine çekiyor. Seçilmiş müftülerin tanınmaması, cemaatin ibadet ve vakıf işlerinde ciddi bir meşruiyet boşluğu doğuruyor; bu boşluk da her iki başkentin siyasi malzemesi haline geliyor. Kısacası mesele bir atama krizinden çok, Batı Trakya'da kimin söz sahibi olacağının sessiz ama inatçı bir hesaplaşması.