sermaye piyasalarında türbülansa yol açan ve istanbul cumhuriyet başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturmada gözaltı-tutuklama dalgası büyüyor. son operasyonda destek yatırım bankası ile özata denizcilik bağlantılı 10 yönetici hakkında gözaltı kararı çıkmıştı; şimdi dört kişi daha tutuklandı. yani tablo şu: bir tarafta tasarruf sahibinin kaybolan parası, diğer tarafta arka arkaya gelen gözaltı ve tutuklama kararları. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #F-DWQTXxfFTIF0GeLhN7A) bu dosyanın kilit sorusu, zincirin nerede bittiği. gözaltı-tutuklama-mal varlığı üçlüsü gündemi tutuyor ama asıl mesele bu işlemleri kimin onayıyla yapıldığı ve denetim mekanizmasının neden hiçbir aşamada devreye girmediği.
olayın perde arkasına bakınca klasik bir örüntü çıkıyor karşımıza: banka ve şirket yöneticileri üzerinden yürüyen bir soruşturma, kamuoyunda "yakalandılar" hissi yaratıyor ama kurumsal sorumluluk katmanına bir türlü sıçramıyor. destek yatırım bankası ve özata denizcilik gibi isimlerin aynı dosyada anılması tesadüf değil; burada para akışının şirketler arası bir ağ üzerinden döndüğü, denetimin ise ya geç kaldığı ya da görmezden geldiği bir yapı var. tasarruf sahibi mağdur olurken sorumluluğun sadece icracı kadroya yıkılması, ileride yine yarım kalan bir dosya bırakır.
bana kalırsa bu soruşturmanın gerçek sınavı, tutuklanan kişi sayısı değil; soruşturmanın denetim mekanizmasının sorumluluğuna uzanıp uzanmayacağı. aksi halde her operasyonda dört kişi daha tutuklanır, manşetler değişir ama sistemin kendisi aynı kalır. gerçeği şu ki piyasada güveni geri getirecek olan şey ceza sayısı değil, bir daha aynı şeyin olmasını engelleyecek denetim mimarisi. bu kısım atlanırsa dosya yine klasik bir "birkaç kişi içeri girdi, gerisi unutuldu" hikayesine döner.