her yeni sarsıntıda tetiklenen, aslında yerin değil insan zihninin fay hattıdır. 11 eylül 2026 sabahı afad'ın son depremler listesine bakma dürtüsü, istanbul'da kahvaltı masasında, ankara'da otobüs durağında, izmir'de bir ofis koltuğunda aynı anda hissedilen o tanıdık soğuk terlemedir. "az önce deprem mi oldu" sorusu, artık bir bilgi talebi değil; kontrol edilemeyeni kontrol etme çabasıdır.
insan, belirsizlikle yaşamakta zorlanan tek canlıdır. bu yüzden her sarsıntıdan sonra rakamlar, büyüklükler, derinlikler arar; sanki 4.2 ile 4.8 arasındaki farkı bilmek, çaresizliği bir gram azaltacakmış gibi. oysa asıl mesele, afet kültürünü bir "son dakika" refleksine indirgeyip, yapı denetimini, kentsel dönüşümün gerçekliğini, zemin etütlerini hep yarının işi olarak ertelememizdir. kaygıyı canlı tutmak, hazırlıklı olmakla karıştırılıyor; birincisi ekranı yenilemek, ikincisi ise kolonu güçlendirmektir.
fay hattı hareket ederken biz hâlâ "yakınımdaki depremler" sorgusuna bakıyoruz. belki de sormamız gereken soru, "az önce nerede oldu" değil; "bir sonraki sarsıntıda hangi binada olacağım" olmalı. çünkü doğa suç duyurusu kabul etmiyor; sadece bizden önce yapılan ihmalleri ve bizim ertelediğimiz dersleri sınavıyor.