bir kamu davasının sanığı ya da tanığı olmakla, sahnede "alnım ak" demek arasındaki farkı insanların çoğu karıştırır. hukuken bir soruşturmanın tarafı olmak suçlu olmak değildir; ama masumiyet de sahnede göz teması kurarak kanıtlanmaz, savcılık dosyasında kanıtlanır. mustafa sandal'ın ankara konserinde "herkes gözümün içini görsün" demesi tam da bu yüzden tuhaf bir yerden sesleniyor: seyirciye değil, aslında dosyaya konuşuyor ama adresi yanlış seçiyor.
olayın somut tarafı şu: istanbul cumhuriyet başsavcılığı'nın yürüttüğü (bkz: fon soruşturması) kapsamında eşi melis sütşurup sandal ve kayınpederi cihan sütşurup hakkında yakalama kararı çıkarılmış, mal varlıklarına el konulmuş. yani ortada bir iddia değil, bir tedbir var; devletin el koyduğu bir mal varlığı, hakkında yakalama kararı olan isimler. sandal'ın "benim işlemlerle ilgim yok" demesi hukuken mümkün ve hatta muhtemelen doğru olabilir; ama aynı cümleyi kuran yüzlerce insan var bu ülkede ve onlar konser vermiyor, avukat bekliyor. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #FcC1fG7adPn_3PGURYSNq) fon meselesi tam olarak burada düğümleniyor: kimin parası nereye gitti, kim imza attı, kim sadece soyadı taşıdığı için içeri girdi. soruşturmanın ciddiyeti de mağduriyetin boyutu da bu ayrımın netleşmesine bağlı.
sahneye çıkıp "gözümün içini görsün" demek, aslında seyirciye değil kendine söylenen bir teselli cümlesi. çünkü göz teması bir hukuk enstrümanı değil; savcı dosyaya bakar, göze değil. fon toplama adı altında yurt dışına para kaçırma şüphesi gibi bir iddianın gölgesinde, "benim ilgim yok" demek bir başlangıç olabilir ama savunma değil. işin aslı, bu tür soruşturmalarda asıl merak edilen şey ünlü isimlerin ne dediği değil, hesapların kime ait olduğu ve o hesaplardan kimin haberi olduğu. seyirci alkışlar, dosya bekler.