İçeriğe geç

aşırı sağ dilin meşrulaşması

  • bir toplumun siyasi dili, o toplumun vicdanının aynasıdır aslında. fransa'da yaşanan şey yeni bir siyasi kriz değil, uzun zamandır fısıltıyla söylenenin artık mikrofonla söylenmesi. trappes'te bir kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırının ardından sokaklara dökülen binlerce insan "ırkçı nefretin normalleşmesine" karşı çıkıyor; ama nefretin normalleşmesi bir gecede olmuyor. önce kenardaki söylem alınır, sonra "makul" kılıfa sokulur, en sonunda iktidar koridorlarında kendine yer bulur. vali ali rabeh'in muhafazakâr sağ ve iktidar kampını "tehlikeli bir oyun" oynamakla suçlaması boş bir retorik değil: aşırı sağın oylarını almak isteyen merkez, onun dilini ödünç alıyor; dil ödünç alınınca zemin de kayıyor.

    dilin siyaseten masum olmadığını unutuyoruz. bir kelimeyi tekrar tekrar söylemek, onu bir süre sonra düşüncenin doğal parçası haline getiriyor; insan zihni tekrara aşina olduğu şeyi zamanla meşru saymaya meyilli. fransa özelinde bunun tarihsel bir utancı var: vichy döneminde "öteki"nin nasıl işaretlendiğini, sonra o işaretlerin nasıl fişleme ve sürgüne dönüştüğünü hatırlamak için çok geriye gitmek gerekmiyor. bugün göçmen karşıtı söylem "güvenlik" başlığı altında paketleniyor, yarın aynı paket bir topluluğu topyekûn şüpheli ilan ediyor. trappes'te ölen kişi bir istatistik değil; ama o ölümün ardından gelen sokak tepkisi de aslında şu soruyu soruyor: bir ülke, kendi içindeki en karanlık dili iktidara taşıdığında hâlâ kendisi midir?

    bana kalırsa mesele sağ-sol ekseninde okunamayacak kadar derin. etik açıdan asıl mesele, siyasetin sorumluluk kavramını oy hesabına kurban etmesi. bir siyasetçi söylediği sözün yankısını hesaplamıyorsa, o sözün doğurduğu şiddetten de sorumludur; "ben sadece ifade özgürlüğü kullandım" demek, fitili ateşleyip yangını seyretmek gibi bir şey. fransa'nın yaşadığı, aslında tüm avrupa'nın ortak sınavı: aşırı sağın dili iktidarın dili haline gelirken, o dilin mağdurları hâlâ kendi ülk.

Detay sayfası