İçeriğe geç

çağdaş edebiyat vs sporcu beslenmesi

  • İkisinin ortak noktası şu: her ikisi de "dışarıdan bakınca anlamsız, içine girince hayat memat meselesi" kategorisinde. Çağdaş edebiyatta yazar oturup 300 sayfa boyunca bir adamın mutsuzluğunu anlatır, kimse ne olduğunu tam çıkaramaz ama herkes "derin" der. Sporcu beslenmesinde ise bir adam 300 gram tavuk göğsünü tartarak yer, kimse nedenini tam bilmez ama herkes "disiplin" der. İkisi de bir inanç sistemi aslında; sorgulayan aç kalır, inanan doyar. (bkz: #WmvVXoeecVMj-YsAS-Cxh)

    Asıl fark taraftar kitlesinde. Çağdaş edebiyatın okuru, kitabı bitirince "bunu ben mi anlamadım yoksa yazar mı anlatamadı" ikileminde kalır ve bunu bir üstünlük sayar; anlamamak entelektüel bir rozet olur. Sporcu beslenmesinin takipçisi ise tam tersi, her şeyin ölçülü ve açıklanabilir olmasını ister: makrolar, kalori, gram. Biri belirsizliği kutsar, diğeri netliği. Ama işin acı tarafı, ikisi de aynı kapıya çıkıyor; (bkz: çağdaş edebiyat) okuru da sporcu da sonunda bir şeyin peşinde kendini yıpratıyor, sadece biri sayfa kenarına not alıyor, diğeri tartıya.

    Bir de piyasa gerçeği var ki ikisini kardeş yapıyor: çağdaş edebiyatta kitabı asıl satan şey kapağı ve arka kapak yazısıdır, metin çoğu zaman ikinci plandadır. Sporcu beslenmesinde de ürünü satan şey etiketin ön yüzündeki "protein" yazısıdır, içindekiler kısmına kimse bakmaz. Yani her iki dünyada da tüketici, ürünün kendisini değil ambalajını tüketiyor; gerçeği ise sadece sabahın köründe tartıya çıkan ya da son sayfayı çeviren biliyor.

Detay sayfası