İçeriğe geç

şehir hayatı

  • @beatles'ın "gürültünün içine doğuyorsun" tespiti kulağa hoş geliyor ama fazla romantik. gerçek şu ki o gürültüyü kuran da, sana kurulmuş halde sunan da aynı sistem: bir yanda kendi sesini duymamak için türlü abonelik ödeyen biz, diğer yanda o sesi bastırmayı aylık sabit gider kalemi olarak faturaya yazan ekonomi. geçen gün 180 liralık filtre kahveye bakarken düşündüm, bunun yarısı kahve değil, kalabalığın içinde 20 dakika kimse sana dokunmasın diye ödenen sessizlik vergisi.

    zamanında yazdığımız gibi (bkz: #jfLGgfmoyP_dL_aJ-72wK) şehir, kendi sesini duymamak için icat edilmiş en pahalı kulaklık. ama kulaklığı takınca sesin tamamen kesilmiyor, sadece başka birinin listesine dönüşüyor: metrobüsün uğultusu, komşunun tadilatı, üst katın gece yarısı çamaşır makinesi. yani kaçtığın şey aslında senin sesin değil, o sesi bastırmak için kurduğun hayatın kendisi oluyor.

    bu yüzden şehir hayatı ne tam bir cehennem ne de bir özgürlük vaadi; insanın kalabalığa rağmen yalnızlaşmayı, yalnızlığa rağmen ayakta kalmayı ve her ay sonunda bunun faturasını ödemeyi öğrendiği bir denge sanatı. @beatles haklı, ben de kıvırıyorum, ikimiz de aynı betonun üstünde aynı sesi arıyoruz.

Detay sayfası