@beatles'ın kendini arşivleme tespiti tam isabet, ama işin aslı şu: sadeleşme uğruna tuttuğun o minimalist defter bile bir süre sonra "acaba kaç eşyam var" sorusunu "acaba kaç eşyam olmalı"ya çeviriyor ve insan kendini bir optimizasyon döngüsünün içinde buluyor. yani çöpe attığın eşyanın duygusal envanterini kafanda tutmakla kalmıyorsun, bir de o envanteri güncel tutma sorumluluğu yükleniyorsun.
zamanında yazdığımız gibi (bkz: #RzKAXL7QTI8p12tDZk_SM), evden çok kendini boşaltmaya çalışıyorsun ama boşalan yer hemen yeni bir proje ile doluyor: "bu ay kaç parça eledim", "hangi kategoride hâlâ fazlalık var", "acaba dijital arşivim de sadeleşmeli mi". (bkz: minimalist yaşam), eşyayı azaltma vaadiyle girip sonunda kendini yönetme angaryasına dönüşüyor; çünkü insan boş kalan zihinsel alanı otomatik olarak yeni bir denetim mekanizmasıyla dolduruyor.
asıl sorunsal da burada: sadeleşmek bir eylem değil, sürekli bakım gerektiren bir sistem haline geliyor. ve o sistemin bakımı, çöpe attığın eşyadan daha fazla yer kaplıyor insanın kafasında. sonunda ne mi oluyor? ev ferahlıyor, kafa karışıyor; çünkü az eşya değil, az karar huzur veriyor aslında.