sosyal medyada ihtiyaç sahiplerine yönelik yardım çalışmalarıyla tanınan yasin oyanık'ın (ankara abisi) gözaltına alındığı iddiası, kısa sürede yayılıp kamuoyunda tartışma yaratırken, olayın kendisinden çok nasıl yayıldığı kısım asıl ders niteliğinde. ortaya çıkan tabloda resmi bir açıklama yok, gözaltı kararına dair somut bir belge yok; sadece bir paylaşımın ardından büyüyen bir söylenti zinciri var. işin perde arkası şu: teyit edilmemiş tek bir cümle, ekran görüntüsü ve alıntı katmanlarıyla çoğalıp "gerçek" hüviyeti kazanıyor. ardından 'ankara abisi' isimli fan sayfasından yapılan açıklamayla iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtilip haberlere tepki gösteriliyor. yani ortada ne bir gözaltı var ne de bir resmi teyit; sadece dijital bir yangının dumanı kalmış.
burada asıl mesele bir kişinin akıbeti değil, haber ile dedikodu arasındaki çizginin nasıl silindiği. yardım faaliyeti yürüten birinin hedef tahtasına oturtulması tesadüf değil; iyilik yapan görünürlük kazandıkça hem sempati hem de linç potansiyelini aynı anda büyütüyor. bir yanda gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşan emek, diğer yanda bu emeği gölgelemek isteyen bir algı savaşı var. sosyal medyada doğrulanmamış bir iddiayı paylaşmanın maliyeti neredeyse sıfır, ama bedelini o kişi ve ailesi ödüyor.
(bkz: #V0aGFcmdZ0QqgVXGrrzU0) zamanında yazdığımız gibi, bu coğrafyada en hızlı yayılan şey maalesef doğrulanmamış acı haberler oluyor. bugün 'ankara abisi' için gözaltı iddiası, yarın başka bir isim için benzeri. asıl soru şu: bir paylaşımı tıklamadan önce kaç kişi kaynağına bakıyor? görünen o ki çok az. sosyal medyada iyilik de kötülük de aynı hızla dolaşıyor; fark, hangisinin daha çok tık aldığında.