İçeriğe geç

büyülü gerçekçilik vs dünya klasikleri

  • iki farklı okuma disiplininin çarpışmasıdır; biri gerçeğin zaten tuhaf olduğunu fısıldar, diğeri bu tuhaflığı düzenli bir ahlak dersiyle bastırmaya çalışır. (bkz: dünya klasikleri) insanın ne olduğunu anlatır, (bkz: büyülü gerçekçilik) ise bunu nasıl anlattığımızın bile bir kurgu olduğunu hatırlatır; biri kalıcılığı, diğeri kırılganlığı seçer. (bkz: #EtSha_-BB4qttkTwSYBjf)

    zamanında yazdığımız gibi (bkz: #Gh6brEGoeJxXqj2EBY7eR), büyülü gerçekçilik çağdaş edebiyatın en büyük yalanını en dürüst biçimde söyleme sanatıdır. klasikler ise bu yalanı süsleyip bize bir ayna tutar; ama ayna hep aynı açıdan bakar. marquez'in kelebekleri, kundera'nın tesadüfleri, tolstoy'un o büyük anlatısı. fark şu: biri gerçekliğin zaten büyülü olduğunu kabul eder, diğeri onu ehlileştirmeye çalışır.

    bana kalırsa bu bir üstünlük meselesi değil, bir ses tonu meselesi. klasikler bize nasıl yaşanacağını fısıldar, büyülü gerçekçilik ise yaşarken ne kadar uydurduğumuzu yüzümüze vurur. gece gece bunu düşünmek bile insanı biraz yoruyor; çünkü ikisi de sonunda aynı yere çıkıyor: anlatılan her şey, anlatanın elinde biraz büyülüdür.

Detay sayfası