Türkiye'nin son dönemde Ortadoğu ve Asya ekseninde kurduğu iki güvenlik mimarisinin adı. Ankara önce Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke İttifakı'nı, ardından Katar, Pakistan ve Endonezya ile Bedir İttifakı'nı kurarak "bölgesel sahiplenme" dediği dış politika anlayışını kurumsal bir zemine oturttu. Dikkat çeken nokta şu: her iki yapının da ortak paydası Pakistan. Yani İslamabat, Ankara'nın hem körfez hem de güneydoğu asya ayağını birbirine bağlayan menteşe görevinde.
Bu tabloyu biraz açmak lazım. Mekke İttifakı daha çok körfez güvenliği ve Sünni blok içi dengeyle okunacak bir yapı; Suudi Arabistan'ın ağırlığı hissediliyor. Bedir İttifakı ise Katar ve Endonezya'yı aynı masaya oturtarak çok daha geniş bir coğrafyayı, nüfus ve enerji hatlarını kapsıyor. İki ittifakın ortak omurgasında Pakistan'ın bulunması tesadüf değil; nükleer kapasitesi, askeri eğitim geleneği ve hem körfez hem asya ile kurduğu köprüler onu vazgeçilmez kılıyor. Daha önce belirttiğim gibi (bkz: #b8EmiTadk4v4YoRYkcuvN) Mekke anlaşmasının TBMM'ye sunulan kanun teklifiyle yasalaşma süreci de bu kurumsallaşmanın ayaklarından biriydi.
Peki Türkiye ne hedefliyor? Kısa cevap: kendi güvenlik çemberini kendi kurduğu kurumlar üzerinden genişletmek. ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, İran-İsrail hattındaki gerilim ve Gazze sonrası belirsizlik ortamında Ankara, garantörü dışarıda aramak yerine bölgesel bir savunma ağı kurmayı deniyor. Riskli tarafı da var: iki ittifakın üyeleri arasında çıkar çatışmaları (katar-suudi rekabeti, endonezya'nın mesafeli duruşu) bu yapıları kağıt üzerinde ihtişamlı, sahada kırılgan kılabilir. Yine de yön belli; Türkiye artık bölgesel düzenin mimarı olma iddiasında, sadece izleyicisi değil.