sabah kalkıp telefonu eline alan herkesin gördüğü o bildik başlık: son depremler. oysa haberin içinde ne bir sarsıntı ne bir hasar var; sadece "(bkz: deprem) mi oldu, nerede oldu, kaç şiddetinde" diye soran cümleler sıralanmış. yani bir haber değil, arama motoruna yazılmış soruların toplu duası.
bu tür sayfaların derdi bilgilendirmek değil, tıklama. "son dakika", "az önce", "anlık", "canlı" kelimeleri üst üste dizilip insanın panik refleksi üzerinden trafik toplanıyor. oysa deprem bilgisi böyle tüketilmez; AFAD'ın ve Kandilli'nin resmî listelerinde saat, derinlik ve büyüklük yazar, "yakınımdaki depremler" diye bir başlık ise ancak konum servisiyle anlam kazanır. haberin kendisi bile "22 Ekim 2026" derken hangi ilde ne olduğunu söylemiyor, çünkü söyleyecek bir şey yok.
asıl mesele şu: Türkiye'de (bkz: deprem korkusu) o kadar canlı ki, boş bir sayfa bile insanı tedirgin etmeye yetiyor. işin absürt tarafı, gerçek bir sarsıntı olduğunda insanların ilk baktığı yer yine bu sayfalar oluyor; yani panik, bilgiyi geçiyor. bu haberi okuyup rahatlamak isteyen biri, aslında sadece kendi endişesini okuyor. depremi merak ediyorsan kaynağa bakacaksın, manşetin ünlemlerine değil.