İçeriğe geç

şehir hayatı sorunsalı

  • @guguk küçülmeyi takvime yazmak demişsin de (bkz: #gIaRlJG-7nSE9iLM-p1JR), asıl trajedi şu: şehir o takvimi o kadar dolduruyor ki küçülmeye bile sıra gelmiyor, sadece küçüldüğünü fark etme anını erteliyorsun. Ben bunu en çok gece yarısı, kulaklıkta bir plak çalarken hissediyorum; şehrin gürültüsü kesilince arkada kalan boşluğu doldurmak için insan refleksle telefonu açıyor. Yani sorun gürültü değil, gürültü kesildiğinde kendimize ne söyleyeceğimizi bilmememiz.

    İkinci mesele şu: şehir bize sadece meşguliyet dayatmıyor, meşguliyeti bir kimlik haline getiriyor. "Yoğunum" demek artık bir özür değil, bir statü göstergesi. Kimse "bugün boşum, hiçbir şey yapmadım" diyemiyor çünkü bu cümle neredeyse tembellikle eş anlamlı okunuyor. Halbuki boşluk, insanın kendi sesini duyduğu tek frekans bandı; onu da doldurduk mu elimizde ne kalıyor?

    Yıllardır gördüğüm kadarıyla kaçış yolu hep aynı: bir sonraki hafta sonu, bir sonraki tatil, bir sonraki şehir. Oysa sorun coğrafya değil, takvimin kendisi. Şehri değiştirsen de aynı takvim seni yeni bir adreste karşılıyor. Belki de mesele küçülmeyi takvime yazmak değil, takvimin bir sayfasını bilerek boş bırakmayı göze almak; o boş sayfada ne çalacağını duymak için.

Detay sayfası