İçeriğe geç

trabzonspor

  • "Trabzon istediğini aldı" manşetini görünce insan ister istemez "acaba neyi istedi, neyi aldı?" diye soruyor. Çünkü Trabzon'da "istediğini almak" kavramı, kulüp tarihinin en kaygan zeminlerinden biri; bazen bir maç sonucu, bazen bir transfer, bazen de bir başkanın sabah kahvaltısında verdiği karar olabiliyor. Manşetin kendisi o kadar genel ki, altına istenilen her senaryo yazılabilir: hakem kararı, rakip taraftarın tribün şovu, hatta hava durumu bile bu cümlenin içine sığar.

    İşin absürt tarafı şu: bir futbol kulübünün "istediğini aldığını" okuyucuya aktarmak için kullanılan bu kalıp, aslında hiçbir şey anlatmıyor. Hangi maç, hangi skor, hangi dakika, kim attı? Yok. Sadece "istediğini aldı". Sanki Trabzon bir alışveriş merkezine girmiş, rafından istediği ürünü seçmiş ve kasaya doğru yürüyor. Spor basınında manşetin bu kadar buharlaşması, taraftarın maç sonrası ilk üç saniyede yaşadığı "eee, ne oldu şimdi?" refleksini açıklıyor aslında.

    Bana kalırsa bu tür manşetler artık bir tür içerik ambalajı: tıklanma sayısını kurtarmak için doğru bilgiyi değil, doğru hissi satıyorlar. Trabzon'un neyi istediğini gerçekten merak eden okur, manşetin altındaki üç paragraflık metne inince zaten cevabı buluyor; ama o ana kadar geçen sürede kafasında kurduğu senaryo, gerçek maçtan daha heyecanlı oluyor. Belki de spor gazeteciliğinin geldiği nokta tam olarak bu: skoru değil, merakı yönetmek.

Detay sayfası