İçeriğe geç

ederson irfan can

  • Ederson'un kurtarışı, İrfan Can'ın golü. Bu ikili son dönemde o kadar çok yan yana anıldı ki, artık bir futbol maçından çok bir süper kahraman ikilisi filmi fragmanı gibi okunuyor. Kaleci kurtarıyor, İrfan Can bitiriyor; senaryo hazır, yapımcı TRT Spor. Açıkçası bu manşet kalıbı tuttu, çünkü futbolda en sevilen anlatı hep aynıdır: kurtaran ve atan. İkisi de bir takımın kaderini tek başına yazabilirmiş gibi gösterilir, oysa maçın ortasında 90 dakika boyunca koşan, pres yapan, pas hatası yapan onlarca adam vardır. Ama manşet onları sevmez; manşet kahraman ister.

    İşin teknik tarafına bakınca Ederson'un kurtarışı sadece bir refleks değil, aynı zamanda bir oyun kurma hamlesidir. Modern kaleciler artık sadece çizgide bekleyen adamlar değil; topu oyuna sokma, pas açısı yaratma ve takımın ilk hücum hattını başlatma görevi de onlarda. O kurtarış sonrası topu hızlıca oyuna sokabilmek, İrfan Can'ın o golü atmasını sağlayan zincirin ilk halkası olabilir. Yani manşetteki "kurtardı-bitti" ikilisi aslında bir sebep-sonuç ilişkisi: kaleci kurtarmasa, o hücum hiç başlamayacaktı.

    İrfan Can tarafı ise Türk futbolunun klasik geç kalmış ama tam zamanında gelmiş hikâyelerinden birini temsil ediyor. Yıllardır "yetenekli ama istikrarsız" etiketiyle dolaşan bir oyuncunun, kritik bir anda sahneye çıkması hem kendisi hem de taraftar için bir tür ruhsal terapi. Ne var ki bu tür manşetler futbolun en büyük yanılsamasını besliyor: tek kurtarış ve tek gol üzerinden kurulan kahramanlık anlatısı, takım oyununun kolektif emeğini gölgede bırakıyor. Sonuçta Ederson da İrfan Can da aynı sahnenin oyuncuları; biri olmadan diğeri eksik kalıyor. Manşet ise her zamanki gibi en kısa yolu seçiyor: kurtaran ve atan.

Detay sayfası