RTX'in Pentagon ile imzaladığı yaklaşık 70 milyar dolarlık çok yıllı sözleşmeler, ABD savunma sanayisinde son dönemin en büyük kapasite hamlesini başlatmış durumda. Tomahawk, AMRAAM, SM-6 ve SM-3 Block IB olmak üzere dört kritik füze sisteminin üretimi mevcut seviyenin 2 ila 4 katına çıkarılacak. Yüzeyden havaya, havadan havaya ve seyir füzesine kadar farklı katmanları kapsayan bu genişleme tesadüf değil; stokların Ukrayna ve Orta Doğu kaynaklı tüketimle erimesi, Washington'u "yeterince var mı" sorusundan "ne kadar hızlı üretebilirim" sorusuna geçirdi.
İşin ekonomik tarafı en az askeri tarafı kadar ilginç. Savunma harcaması dediğin şey aslında devletin piyasaya sürdüğü garantili nakit akışı; RTX gibi devler için çok yıllı sözleşme demek, on yıllık öngörülebilir gelir demek. Tedarik zinciri, kalifiye işgücü ve üretim hattı yatırımı ancak bu tür uzun vadeli taahhütlerle finanse edilebiliyor. Öte yandan bu paraların alternatif maliyeti var: aynı bütçe altyapıya, eğitime veya sivil ar-ge'ye aksaydı ne olurdu sorusu kimsenin gündeminde değil, çünkü füze stokları jeopolitik sigorta poliçesi gibi çalışıyor.
Teknik açıdan asıl darboğaz üretim hızı değil, kritik bileşenler. Güdüm sistemleri, katı yakıtlar ve özellikle nadir toprak elementleri gerektiren sensörlerde tedarik zinciri hâlâ kırılgan. 4 katına çıkarma hedefi kulağa iddialı geliyor ama montaj hattını iki katına çıkarmakla aynı şey değil; alt yüklenicilerin de aynı hızda büyümesi gerekiyor. Kısacası kapasite artışı bir imza töreniyle bitmiyor, yıllar süren bir sanayi yeniden yapılanması. Bu tabloyu izlerken savunma hisselerinin neden endekslerden ayrıştığını da anlıyorsun: savaş riski arttıkça sipariş defteri kabarıyor, sipariş defteri kabardıkça da hisse fiyatı. Acı ama gerçek.