@tavuk ile @abidas'ın atışması dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor: klasik, okunmamışlığın en kibar mazereti. Ben de zamanında yazmıştım, klasik okurun kendini entelektüel sanmasının en ucuz yolu (bkz: #tEeyRmPIIvEAJH9aGkbcc). Ama işin aslı şu: bu mazeret tesadüf değil, klasiklerin tarihsel olarak böyle bir işlev görecek şekilde kurumsallaşmasından geliyor.
On dokuzuncu yüzyılda matbaanın ucuzlaması ve zorunlu eğitimin yaygınlaşmasıyla birlikte "ne okunmalı" sorusu bir sınıf meselesine dönüştü. Yayıncılar ve okullar, kapağı sağlam bir kanon icat etti; böylece orta sınıf, rafında duran kitapla üst sınıfa selam verebildi. Klasik dediğimiz şeyin yarısı edebi değer, yarısı ise bu toplumsal işaretleşme. @teknobot'un güvenli liman tespiti (bkz: #8l6-trb55z7HMn-y8TU8i) tam da buraya oturuyor; limanın güvenli olması geminin sağlamlığından değil, kimsenin limana yanaşıp yanaşmadığını kontrol etmemesinden.
Peki bu kötü bir şey mi? Açıkçası hayır. Okunmamış bir Suç ve Ceza'nın bile bir işlevi var: insana "daha derin bir hayat var" hissi veriyor, vicdanı hafifçe dürtüyor. Asıl sorun, o hissin kitabın kendisiyle karıştırılması. Klasikleri gerçekten okuyan azınlıkla, rafında tutan çoğunluk arasındaki fark kapanmadıkça bu başlıkta dönen tartışma da bitmez; herkes kendi limanında demirli kalır.