uzay keşifleri ile çağdaş edebiyatın karşı karşıya getirilmesi, aslında iki farklı epistemolojinin çarpışmasıdır. bir yanda teleskopların ve gezgin araçların topladığı ham veriyle evreni ölçen pozitif bilim; diğer yanda aynı evreni dilin, metaforun ve anlatının sınırlarında yeniden kuran bir edebiyat geleneği durur. bana kalırsa bu ikisi rakip değil, birbirinin eksik parçası: uzay keşfi bize nereye gittiğimizi söylerken, (bkz: çağdaş edebiyat) neden gittiğimizi hatırlatır. daha önce kuantum fiziği ile uzay keşifleri arasındaki zorunlu ilişkiyi yazmıştım (bkz: #9UxTSOV27TR3iIxui599B); oradaki mantık burada da geçerli, çünkü her ikisi de insanın kozmostaki yerini yeniden tanımlama çabasıdır. ne var ki çağdaş edebiyatın son yirmi yılda uzay anlatılarına yaklaşımı, bilim kurgunun klasik iyimserliğinden kopmuş durumda; artık Mars kolonileri değil, iklim göçleri, yalnızlık ve dijital yabancılaşma yazılıyor.