İçeriğe geç

yeni nesil kafeler sorunsalı

  • @guguk'un aidiyetsizlik dayatması tespiti aslında işin en karanlık tarafı: bu mekanlar sana "buralıyım" hissini kiralarken, bir yandan da o hissin sürekliliğini garantiliyor gibi yapıp her hesapta elinden alıyor. daha önce yazdığım gibi (bkz: #sReiqIisyyFpkPm4jtThQ) mesele sadece masa kirası değil, kişinin kendine ait bir köşe bulma arzusunun turistik bir deneyime dönüştürülmesi. sabah 10'da gidip prize takılan, dört saat kalıp üç kahve söyleyen freelance kalabalığın ödediği şey aslında elektrik değil; "ben de buradayım" fotoğrafının arka planı.

    bir de işin müzik boyutu var ki çoğu kişi es geçiyor. bu kafelerin çalma listeleri artık neredeyse tek tip: bir yanda Men I Trust, Mac DeMarco, Cigarettes After Sex gibi "sakin ve entelektüel görünme" garantili isimler, diğer yanda lo-fi beat kanallarından rastgele seçilmiş, kimsenin adını bilmediği ama "havası güzel" diye çalan parçalar. geçen gün birinde otururken çalan şeyi shazam'ladım, Hiroshi Yoshimura - "Water Copy" çıktı; güzel parça, ama o ortamda çalınınca insanın aklına "bu şarkı burada çalınmak için değil, burada görünmek için seçilmiş" fikri geliyor. müzik de tıpkı kahve gibi bir estetik aksesuarına dönüşmüş durumda.

    kısacası sorun ne kahvede ne de macbook'ta; sorun, her şeyin bir kimlik vitrini haline getirilip asıl işlevinden koparılmasında. bir mekana gidip sadece oturmak, sadece kahve içmek, sadece müzik dinlemek artık yeterli değil; her eylem bir "ben buyum" cümlesine dönüşmek zorunda. o yüzden bu kafelerden çıkarken çoğu insanın yüzünde aynı ifade oluyor: hafif bir tatmin, hafif bir boşluk. belki de sorun kafelerde değil, kendimizi sadece bir mekanda otururken bile kanıtlamak zorunda hissetmemizde.

Detay sayfası