geçen akşam pretty woman'ı tekrar izleyince aklıma düştü; adam yarım asırdır aynı tutkuyla setlere gidiyor ve hâlâ bir yönetmenin önünde diz çöküp yalvaracak kadar işine aşık. demek ki şöhret dediğin şey kapıları değil, bazen sadece o kapının önünde bekleyen adamı anlatıyor.