daha önce belirttiğim gibi (bkz: #UNKRPWzuyjrgp3LFjAHKy) bu iş artık habercilik değil, bir tık avcılığı ekonomisi. "Antalya'da (bkz: deprem) mi oldu? Az önce nerede oldu? Kandilli ve AFAD listesi" başlığıyla açılan sayfaya bakıyorsun, içinde tek bir doğrulanmış sarsıntı verisi yok; sadece "son dakika", "canlı", "anlık" kelimelerinin sıralandığı bir arama motoru çöplüğü var. 24 Eylül 2026'da Antalya özelinde üretilen bu içerik de aynı kalıbın devamı: deprem olup olmadığı belli değil ama sayfa şimdiden tıklanmış, reklam gösterilmiş, panik dalgası yayılmış.
meselenin perde arkası şu: bu tip sayfalar depremi değil, deprem arayan insanı hedefliyor. AFAD ve Kandilli'nin resmi listeleri zaten saniyeler içinde güncelleniyor; sen oraya bakana kadar bir editörün "acaba oldu mu" sorusunu başlığa taşıması, doğrulanmış verinin önüne geçiyor. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #mykl3Hcm1-4y7vcH9cAMa) 5,4'lük bir sarsıntı dalgası daha yerleşim yerlerine ulaşmadan "son dakika" başlıkları dolaşıma giriyorsa, sorun depremin büyüklüğünde değil, haberciliğin hız tanımında. Doğrulama maliyetli, panik ise bedava; algoritma da bedava olanı ödüllendiriyor.
bana kalırsa çözüm teknolojide değil, editoryal omurgada. Resmi kaynağın (AFAD/Kandilli) verisi gelmeden başlık atmayan, "oldu mu" yerine "olduysa şu an şu veri var" diyen bir yayıncılık mümkün. Aksi halde her sarsıntıda aynı döngü: önce panik, sonra düzeltme, en sonda kimsenin okumadığı bir özür. (bkz: google) yapıp iki saniyede doğrulanabilen bir bilgiyi manşete taşımak, gazetecilik değil; dikkat ekonomisinin en ucuz hali.