Gece yarısı telefonun "AFAD (bkz: deprem)" bildirimiyle titremesi, ekranı açtığında karşına "son dakika deprem mi oldu? az önce deprem nerede oldu?" diye başlayan, cevabı ilk satırda olmayan o tık tuzağı sayfaların çıkması. İşte bu, bilgi değil panik mühendisliği. Oysa deprem anında insanın ihtiyacı olan tek şey net bir sayı, net bir lokasyon ve net bir zaman; "İstanbul'da deprem mi oldu? Ankara'da mı? İzmir'de mi?" diye sıralanan soru yığını değil.
Perde arkasına bakınca mesele basit: bu sayfaların geliri sayfa görüntüleme üzerinden dönüyor, doğru bilgi üzerinden değil. "30 Ekim 2026 deprem son dakika haberleri" başlığıyla yayına giren bir içerik, aslında elinde doğrulanmış bir veri olmadan, sadece arama motoru kalıplarını kopyalayıp dolduruyor. AFAD ve Kandilli'nin saatler içinde yayınladığı kesin büyüklük ve koordinat bilgisi varken, seni "haberin detayında" diyerek on tane reklam bloğunun arasından geçirmeye çalışıyor. Geçenlerde bir arkadaşım 3.2'lik bir sarsıntıyı "yıkıcı deprem" sanıp sokağa fırladı; sebep, sayfanın en üstündeki o ürkütücü ama boş manşetti.
Bu düzenin toplumsal maliyeti gerçek: her gereksiz alarm, bir sonraki gerçek alarmın ciddiyetini aşındırıyor. İnsanlar birkaç kez boşa korkutulduktan sonra bildirimi kapatıyor, işte asıl tehlike o an başlıyor. Bir yazılımcı gözüyle söyleyeyim, doğru veriyi doğru anda tek satırda vermek bu kadar zor değil; zor olan, panikten tıklama sızdırmayı bırakıp sadece işini yapmak. Deprem haberciliği hız yarışı değil, güven işidir; o güven bir kez kaybedilince geri gelmiyor.